Iskenceyle Ilgili Diger TCK Maddeleri 1.Bölüm

Nach unten

Iskenceyle Ilgili Diger TCK Maddeleri 1.Bölüm

Beitrag  Admin am Sa Jan 05, 2008 7:50 am

İşkenceyle İlgili Uygulama Alanı Bulan Diğer Türk Ceza Kanunu Maddeleri
A) Gözaltında “intihar” durumunda işletilen TCK maddeleri
Emniyet Genel Müdürlüğü Sözcüsü Feyzullah Arslan, 18 Ekim 2002 tarihinde yaptığı açıklamada, nezarethane intiharlarının kontrol edilmesi ve önlenmesi amacıyla Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde temel eğitim programı başlattıklarını bildirdi. Açıklamada Projenin ilk aşamasında asayiş, kaçakçılık ve organize suçlar ile terörle mücadele birimlerinde çalışan 120 personelin eğitimden geçirilmesinin planlandığı belirtildi. Gözaltındaki ölümlere “polisin sebep olduğu” ve “ihmalin ötesinde” şeklindeki suçlamalarla karşılaştıkları için bu projeye ihtiyaç duyulduğunu belirten Arslan açıklamasında 1995-2002 yılları arasında gözaltında ölüm olaylarına dair istatistikî bilgiler verdi.
Açıklamaya göre, sekiz yıllık dönemde toplam 68 kişinin gözaltında öldüğü, bunlardan 37’sinin “intihar” ettiği belirlendi. (Bu istatistiklere, 16 Temmuz 2003 tarihinde Gaziantep’te gözaltında “intihar” ettiği açıklanan Mehmet Gürbüz’ün ölümü eklendiği toplam sayı 38’e çıkmaktadır). İntihar ettiği belirtilen 37 kişiden 23’ünün kendini astığı, 8’inin emniyet binalarından atladığı, 2’sinin kendisini darp ettiği, 1’inin yer gösterme sırasında av tüfeği ile kendini vurduğu, 1’inin yine yer gösterme sırasında yüksek bir yerden atladığı, 1’sinin kendini bıçakladığı, 1’inin de silahla kendini vurduğu iddia edildi.
Verilerden de anlaşılmaktadır ki, gözaltında ölümlerin yaklaşık %54.4’ü hakkında “intihar” iddiası söz konusudur. Bu tablodaki gözaltında “intihar” biçimlerine bakıldığında ortada gerçek bir sorun olduğu görülmektedir. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün kendisi de bu sorunun farkındadır. Ancak bu sorunu hâl⠓basit bir ihmal” olarak niteleme tutumu, “intiharları” önleme iddiası ile örtüşmemektedir.
İntihar Türk Ceza Kanunu’nun 454. maddesinde suç sayılmıştır. Madde hükmüne göre, intihara ikna ve buna yardım eden kimseler, intihar sonucunda ölüm gerçekleşmişse üç seneden on seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılırlar. Gözaltında “intihar” olaylarında TCK madde 454 uygulanmamaktadır. Kaldı ki madde hükmünün, bu haliyle, gözaltında gerçekleşen “intihar” olaylarını kapsamadığı açıktır.
[12.5.2003 tarihli Türk Ceza Yasası Tasarısı’nda da intihar suçu 141. maddede düzenlenmiştir. Tasarı, ilk kez intihara teşebbüs halinde de ceza öngörmüştür. Tasarı’da, mevcut hükme, “başkasını intihara azmettiren” cümlesi ile “ölümün meydana gelmesi halinde faile verilecek cezanın yarısı oranında arttırılacağı” fıkrası eklenmiştir. İntihara teşebbüs halinde verilecek cezayı iki yıldan beş yıla kadar hapis olarak öngören Tasarı, intihar sonucu ölümün meydana geldiği durumda faile verilecek cezanın yarı oranında artırılacağını öngördüğünden, bu cezanın en az 3 yıl, en çok 7,5 yıl olacağı anlaşılmaktadır. Cezanın üst sınırı bakımından yürürlükteki hükme nazaran ceza miktarının azaltıldığı görülmektedir.]
“İntihar” iddiası dışındaki gözaltında ölümlerde TCK’nin işkence ve adam öldürmeye ilişkin maddeleri uygulanırken, gözaltındaki “intihar” iddialarında, genellikle TCK’nin Memuriyet ve Mevki Nüfuzunu Kötüye Kullanan ve Memuriyet Görevini Yapmayanlara Ait Cezalar başlığını taşıyan dördüncü fasılda yer alan “memurun görevini ihmal (savsama)” suçunu düzenleyen TCK madde 230 ile “görevini kötüye kullanma” suçunu düzenleyen TCK madde 240 uygulanmaktadır.
Her iki maddenin aynı konuda uygulama alanı bulması, bu konudaki karmaşayı, belirsizliği yeterince ortaya koymaktadır. Genel nitelikteki bu hükümler, işkence ve kötü muameleye veya gözaltında intihar durumlarına ilişkin bir hüküm içermediği halde, söz konusu genel hükümler yargıç ve savcılar tarafından kullanılmaktadır. İşkence mevzuatının yetersizliği ve yasal boşlukların yol açtığı bu fiili durumda kullanılan bir kriter de mevcut değildir. Aynı tip olayda iki farklı maddenin işletilmesi ve bunların ortaklaşan hukuki sonuçları bir cezasız bırakma yolu olarak dikkat çekmektedir. Çünkü her iki maddenin uygulandığı durumlarda, sanıklar neredeyse tamamen cezasız kalmaktadır. İşkence konusunda köklü ve kapsayıcı bir düzenleme yapılmadan bu cezasız bırakma biçimi ve hukuki karmaşa sona ermeyecektir.
avatar
Admin
Admin

Anzahl der Beiträge : 124
Anmeldedatum : 02.01.08

Benutzerprofil anzeigen http://aleviler.forumieren.de

Nach oben Nach unten

2.Bölüm

Beitrag  Admin am Sa Jan 05, 2008 7:50 am

a) TCK madde 230 uygulamaları ve “gözaltında intiharlar”
Genellikle gözaltında “intihar” sonucu ölümlerde gündeme getirilen, memurların görevi ihmal suçlarını düzenleyen TCK madde 230’dur(11). Hangi nedenle olursa olsun memuriyet görevini yapmakta savsama ve gecikme gösteren veya üstünün yasaya göre verdiği buyrukları geçerli bir neden olmadan yapmayan memurlar 230. maddede yazılı suçu işlemiş sayılırlar. Bu suçlar, Asliye Ceza Mahkemeleri’nin görev alanına giren suçlardandır.
Bu maddeden verilecek hapis veya para cezaları ile ikinci fıkradaki memuriyetten uzaklaştırma cezaları erteleme ve hapis cezalarını para cezasına çevirme hükümlerine tabidir. Madde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası öngördüğünden, bu maddeden verilecek cezaların, alt ve üst sınırı erteleme ve paraya çevirme kapsamında kalmaktadır. Dolayısıyla bu maddeye dayanarak verilecek hapis cezalarının, paraya çevirme ve erteleme ile sonuçlanması kaçınılmaz olmaktadır. Bu ise, söz konusu suçlarda cezasızlık anlamına gelmektedir.
4. Uyum Paketi kapsamında çıkartılan 2 Ocak 2003 tarihli 4478 sayılı yasanın 1. madde hükmünde yer alan, işkence ve kötü muamele suçlarında paraya çevirme ve erteleme yasağına ilişkin hüküm 230. maddeyi kapsamamaktadır. Çünkü, söz konusu hüküm, sadece TCK madde 243 ve 245’te yazılı suçların paraya çevrilemeyeceği ve ertelenemeyeceğini hükme bağlamıştır.
TCK 230/1 maddesi, memuriyetten geçici veya sürekli uzaklaştırma cezası içermemektedir. Ancak maddenin ikinci fıkrasında “memuriyetten geçici veya sürekli uzaklaştırma cezası”ndan söz edilmekte ve bu cezanın verilebilmesi için, fiil nedeniyle devletin zarar görmüş olması şartı aranmaktadır. Bu yanıyla da madde, işkence ve kötü muameleyi düzenleyen maddelerden ayrılmakta ve sanıklar lehine daha tercih edilebilir niteliğe bürünmektedir.
Maddenin içerdiği hapis cezalarının işkence ve kötü muamele dışındaki görevi ihmal fiillerinin karşılığı olabileceği düşünülse de, bu cezaların işkence ve kötü muamele halinde, özellikle de gözaltında ölümle sonuçlanan eylemlerin karşılığı olabileceği düşünülemez. Bu anlamda gözaltında “intihar” olaylarında ısrarla tek başına 230. maddenin kullanılması, esasında zorlama bir uygulama olup, maddeye sonradan giydirilmiş bir gömlek gibidir.
İşkence ve kötü muamele davalarında rastlanan 230. madde uygulamalarında, görevi işkence ve kötü muamele yapmak olmayan güvenlik görevlisinin aynı zamanda görevini ihmal suçunu işlediğini varsaymak doğru bir yaklaşımdır. Çünkü, devlet, dolayısıyla güvenlik görevlileri gözaltındaki kişinin yaşam ve beden bütünlüğünü korumakla görevlidir. Bunun için her türlü önlemi almakla yükümlüdür. Ulusal üstü hukuk belgeleri de bunu emretmektedir. Ancak yine de her işkence ve kötü muamele davasında madde 230 uygulamasında rastlanmamaktadır. Madde en yakıcı biçimde gözaltında ölümlerin “intihar” olarak açıklandığı durumlarda uygulama alanı bulmaktadır.
Gözaltında “intihar” hallerinde TCK 230. maddeye göre yapılan soruşturma ve yargılamalarda, gözaltında ölen mağdurun işkence veya kötü muamele görmeden kendi tercihi ile yaşamına son verdiği varsayılmakta ve intiharın nedenleri, hangi ortam ve koşulların kurbanı “intihara” sürüklediği, işkence görüp görmediği yeterince araştırılmamaktadır.
Örnek 1-16 Ekim 2001 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından yasadışı örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan Yunus Güzel’in, 23 Ekim günü nezarethanede kendini asarak “intihar” sonucu öldüğü açıklandı. Güzel’in “intihar” ederek ölümünde ihmali bulunduğu gerekçesiyle toplam 7 polis hakkında Fatih 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde TCK 230. maddeye dayanarak dava açıldı. Yargılama sırasında ifadesi alınan sanık polisler, Güzel’in yere sabitlenmiş ranzayı sökerek duvara yasladığı ve çarşafı ranzanın ayağına bağlayarak “intihar” ettiğini ileri sürdüler. Güzel ailesinin avukatı Behiç Aşçı, Yunus Güzel’in planlı ve kasıtlı bir biçimde öldürüldüğünü, aynı tarihte gözaltında bulunanların Yunus Güzel’in işkence gördüğünü söylediklerini belirtti. Yargılama 3 Aralık 2003 tarihinde sanık polislerin beraati ile sonuçlandı.(12)

Görüldüğü üzere, gözaltında “intihar” iddialarında aksini kanıtlamak imkansızı kanıtlamak gibidir. İşkence ve kötü muameleyi kanıtlama sürecine nazaran iki, üç katı daha zordur. Dramatiktir ki, korunaklı veya demir parmaklıklı pencerenin neden o sırada açık olduğu; yere sabitlenmiş bir ranzanın demirinin nasıl sökülerek ve nasıl bu demire asılarak ölündüğü, bütün bu intihar hazırlıkları ve eylemi gerçekleştirilirken nezarethane veya sorgu memurlarının nerede oldukları; zanlının onca zaman ve uygun ortamı nasıl bulabildiği, üst katlardan atlarken zanlının arkasından itilip itilmediği; elleri kelepçeli bir insanın yüksek pencere duvarlarını nasıl atlayabildiği soruları çoğu zaman yanıtsız kalmaktadır.
Örnek 2- Hırsızlık yaptığı iddiasıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü’nde gözaltına alınan İlkay Taşdemir’in, elleri kelepçeli olduğu halde 5. kattan atlayarak “intihar” ettiği ileri sürüldüğünde yapılan resmi açıklamada Taşdemir’in polisin dalgınlığından yararlanarak açık pencereden atlayarak “intihar” ettiği belirtildiğinde de aynı sorular yanıtsız kalmış ve güvenlik görevlileri yine “görevlerini ihmal”den yargılanmakla yetinmişlerdi.(13)

Görevi ihmal yargılamaları, işkence davalarına nazaran daha hızlı sonuçlandırılmaktadır. Bunların çoğunda da güvenlik görevlileri aklanmakta ya da paraya çevrilen cezalar ertelenerek hiçbir caydırıcı etki yaratmamaktadır. Denilebilir ki, uygulamada 230. madde cezadan kaçma ve kaçınmanın bahanesi olarak kullanılmaktadır.
İşkencenin önlenmesi amacıyla yapılan yasal değişiklikler içinde 230. maddeyi ilgilendiren her hangi bir değişiklik yapılmamıştır. Madde, gözaltında ölümlerde olduğu kadar işkence ve kötü muamele yargılamalarında da sık sık gündeme gelmesine rağmen hiçbir değişikliğe uğratılmamıştır. Bu maddenin aynen korunması, son yıllarda artan gözaltında “intihar” iddialarının bundan sonraki süreçte, özellikle gözaltında ölümlerde cezasız bırakmanın aracı olarak daha sık gündemde olacağı anlamına gelmektedir.
Aslında, görevi ihmal suçuna ilişkin hükümlerinin birebir gözaltında intihar olaylarıyla örtüştüğünü söylemek mümkün değildir. Bu konudaki düzenlemelerin işkenceyi düzenleyen maddelerde yer alması daha doğrudur. Zira işkence suçunun kendine özgü nitelikleri bunu gerektirmektedir. İşkenceye özgülenmiş özel bir düzenlemenin mümkün olmadığı durumda, gözaltında intihar iddialarında sıklıkla gündeme getirilen, görevi ihmal suçunu düzenleyen TCK madde 230, işkence ve benzeri muameleler dikkate alınarak yeniden düzenlenmelidir. Zira işkence suçunun kendine özgü nitelikleri bunu gerektirmektedir. Buna göre, işkence durumunda görevi ihmal suçları, görevi ihmal suçlarını düzenleyen maddeye eklenen ayrı bir fıkra hükmüyle ya da işkenceyi düzenleyen madde hükmü içinde ayrıca düzenlenmeli ve işkence ve diğer muamele suçlarının niteliklerine uygun bir biçimde ceza miktarları, cezaların alt sınırları, erteleme ve paraya çevirme kapsamı dışında tutulacak şekilde arttırılmalıdır. Uzuv kaybı veya ölüm hali ağırlatıcı neden olarak kabul edilmelidir.
avatar
Admin
Admin

Anzahl der Beiträge : 124
Anmeldedatum : 02.01.08

Benutzerprofil anzeigen http://aleviler.forumieren.de

Nach oben Nach unten

3. Bölüm

Beitrag  Admin am Sa Jan 05, 2008 7:52 am

a.a) Türk Ceza Kanunu Tasarısı’nda Görevi İhmal Suçu
12.5.2003 tarihli TCK Tasarısı’nda memurun görevi ihmal suçları, özel ve genel görevi ihmal suçları biçiminde düzenlenmiştir. Ancak yürürlükteki TCK madde 230’a tekabül eden “görevi ihmal” başlıklı hüküm, Tasarı’nın 491. maddesinde yer almakta ve özünde suç aynen muhafaza etmektedir. Ceza miktarları da aynen korunmuştur. Tıpkı işkence ve kötü muamele hükümlerinde olduğu gibi burada da, madde 230’dan farklı olarak memuriyetten uzaklaştırma ve para cezalarına yer verilmemiştir.
Ancak Tasarı’nın 492. maddesinde, bu bölüme giren suçlarda “memuriyet sıfatının suçun unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturduğu hallerde fail hakkında, süresi, hükmedilen hürriyeti bağlayıcı asli cezayı ve her halde üç yılı geçmemek üzere ayrıca kamu hizmetlerinden yasaklanma cezasına hükmedileceği”ni belirtilmiştir. Böylece, bu madde kapsamında görevi ihmal veya görevi kötüye kullanma suçunu işleyen memurlara, maddede belirtilen koşul ve sürelerde, kamu hizmetlerinden yasaklanma cezası verilebilecektir.
TBMM Adalet Alt Komisyonu’ndan geçen 12.052004 tarihli TCK Tasarısı’nda “Görevi ihmal” başlıklı ayrı bir suça yer verilmemiştir. Bu suçlar Tasarı’nın 259. maddesinde “Görevi kötüye kullanma” başlığı altında, görevi kötüye kullanma suçuyla birlikte düzenlenmiştir. 259. maddesinde 1. fıkrasında “Görevi kötüye kullanma” suçu, 2. fıkrasında ise “Görevi ihmal” suçu yer almıştır. 259. maddenin 2. fıkrasında yer alan görevi ihmal suçu; “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Tasarı, yürürlükteki hükümle aynı içerikte düzenleme yapmıştır. Dolayısıyla işkenceye özel herhangi bir hükme rastlanmamaktadır.
b) TCK madde 240 uygulamaları ve “gözaltında intiharlar”
Gözaltında “intihar” iddialarında karşılaşılan ve uygulama alanı bulan ikinci madde “görevi kötüye kullanma” suçlarını düzenleyen TCK madde 240’tır.14 Bu madde de, işkenceyi düzenleyen maddelere göre daha hafif nitelikte yaptırımlar öngören bir maddedir. Memurun görevini kötüye kullanma suçu da, Asliye Ceza Mahkemesi’nin görev alanına giren suçlardandır.
Bu maddenin madde 230’dan farkına gelince; maddede “hafifletici neden” kavramına yer verilmiş olması ve bu nedenin varlığı halinde, bir yıldan üç yıla kadar olan cezanın altı aydan bir yıla kadar indirilebileceğinin hükme bağlanmış olmasıdır. Madde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngördüğünden, bu maddeden verilecek cezaların hapis cezası olması ve alt sınırının erteleme ve paraya çevirme kapsamında kalmaktadır. Dolayısıyla bu maddeye dayanarak verilecek hapis cezaları, paraya çevirme ve erteleme ile sonuçlanmaktadır. Bu ise, bu suçlarda cezasızlık anlamına gelmektedir.
Gözaltında “intihar” durumlarında Madde 240’ın işletilmesini hukuken ne kadar isabetli olup olmadığı tartışmalıdır. Madde 240 da, gözaltında “intihar”larda güvenlik görevlilerinin sorumluklarını göz ardı etmekte ve gözaltında bulunmanın maktulün seçimi ve isteği olmadığını, gerçekten intihar edilmiş bile olsa, içinde bulunulan ortamın intihara sürüklemedeki rolü, hangi faktörlerin bu sonucu yarattığı, gözaltında bulunan kişinin yaşam ve vücut bütünlüğü hakkının güvenlik güçlerinin güvencesi ve sorumluluğu altında olduğu gerçeğini dikkate almamaktadır.
Örnek 1- 22 Ağustos 2001 tarihinde Edremit Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında yaşamını yitiren Özgür Ünal adlı çocuğun “intihar” sonucu öldüğü açıklandı. Toplam yedi polis hakkında “18 yaşından küçük sanığı gözaltında tuttukları ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine karşın derhal savcılığa sevk etmedikleri” gerekçesiyle TCK madde 240 kapsamında “görevi kötüye kullanma” iddiasıyla Edremit Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Edremit Asliye Ceza Mahkemesi, devam eden yargılama sırasında, Özgür Ünal işkence sonucu ölmesi nedeniyle görevsizlik kararı vererek dosyayı Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesi’ne yolladı. Yargılama, işkence ile adam öldürme iddiasıyla 2004 yılı içinde de devam etmektedir.15


Bu örnekte de görüldüğü üzere, burada, asıl olarak güvenlik görevlilerine “intihar” a ilişkin bir sorumluluk yüklenmemiştir. Polislerin madde 240 çerçevesinde suçlanmalarının nedeni, yasaya uygun bir biçimde küçük zanlının gözaltında tutulması ve süresinde savcılığa sevk edilmemesidir. Yoksa, dava “intihar”a dair bir yargılama ve cezalandırma amacı gütmemektedir. Yargılama sırasında gelinen nokta ve görevsizlik kararının gerekçesi düşünüldüğünde, “intihar” iddiası ile işkence sonucu ölüm arasındaki ince çizginin önemi bir kez daha anlaşılmaktadır. Bu örnek, işkence sonucu ölümlerde, intihar iddiasının işkencenin cezasız bırakılmasında bir yöntem olarak kullanıldığını da göstermektedir.
Görevi kötüye kullanma suçunu düzenleyen madde hükümleri de, doğrudan doğruya işkence ve kötü muamele suçlarına özgülenmiş hükümler değildir. Ancak işkence ve kötü muamele suçunu işleyen görevlilerin, aynı zamanda görevlerini kötüye kullandıklarını varsayma yaklaşımı doğrudur. Çünkü, güvenlik görevlilerinin asıl görevleri işkence yapmak olmayıp ellerinde bulundurdukları kişilerin can güvenliklerini, vücut bütünlüklerini güvence altına almak ve korumaktır. Dolayısıyla bu hükümlerin işkence ve kötü muamele hükümleriyle birlikte uygulanmasında sakınca yoktur. Maddenin tek başına gözaltında “intihar” durumlarında kullanılmasının tek anlamı vardır; o da suçluları ve sorumluları cezasız bırakmaktır.
Uygulamada, mevzuattan kaynaklı karmaşa, TCK madde 240 ile madde 354’ün kapsamı yönünden de yaşanmaktadır. İşkence bulgularına raporunda yer vermeyen dolayısıyla gerçeğe aykırı rapor veren hekimlerin, TCK madde 354 kapsamında yargılanması gerektiği halde, TCK madde 240’a dayanarak görevi kötüye kullanma iddiasıyla yargılandığı örneklere de rastlanmaktadır.
Örnek 2- Mersin’de 21 Mayıs 1997 tarihinde gözaltına alınan Abdulvahap Terzi ve Recai Erkmen’e sağlam raporu veren Dr. Suat Tekin Turhan hakkında görevi kötüye kullanma iddiasıyla dava açıldı. Mağdurlar suç duyurusunda bulundukları sırada sevk edildikleri hekim tarafından muayene edildiklerinde üzerlerinde işkence izine rastlandığı rapor verildi. Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada Dr. Suat Tekin Turhan ise hakkında beraat kararı verildi.16

TCK madde 240 konusunda 1979 yılından bu yana hiçbir değişiklik yapılmamıştır. İşkence vakalarında sıklıkla uygulanmasına rağmen, bu maddeden verilecek cezalar erteleme ve paraya çevirme kapsamında olup, hiçbir paraya çevirme ve erteleme yasağına tabi değildir. Dolayısıyla 2 Ocak 2003 tarih ve 4478 sayılı yasanın 1. maddesinde yer alan ve işkence ve kötü muamele suçlarında öngörülen “paraya çevirme ve erteleme yasağı” 240. maddeyi ilgilendirmemektedir.
İşkence ve kötü muamele suçları açısından önem taşıyan görevi kötüye kullanma suçunu düzenleyen TCK madde 240’a ilişkin yeni bir değişiklik kaçınılmaz görünmektedir. Aslında, görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin hükümlerinin birebir gözaltında intihar olaylarıyla örtüştüğünü söylemek mümkün değildir. Bu konudaki düzenlemelerin işkenceyi düzenleyen maddelerde yer alması daha doğrudur.
Zira işkence suçunun kendine özgü nitelikleri bunu gerektirmektedir. İşkenceye özgülenmiş özel bir düzenlemenin mümkün olmadığı durumda görevi kötüye kullanma suçu yeniden düzenlenmelidir. Buna göre, işkence durumunda görevi kötüye kullanma suçları, görevi kötüye kullanma suçlarını düzenleyen maddeye eklenen ayrı bir fıkra hükmüyle ya da işkenceyi düzenleyen madde hükmü içinde ayrıca düzenlenmeli ve işkence ve diğer muamele suçlarının niteliklerine uygun bir biçimde ceza miktarları, cezaların alt sınırları, erteleme ve paraya çevirme kapsamı dışında tutulacak şekilde arttırılmalıdır. Uzuv kaybı veya ölüm hali ağırlatıcı neden olarak kabul edilmelidir.
avatar
Admin
Admin

Anzahl der Beiträge : 124
Anmeldedatum : 02.01.08

Benutzerprofil anzeigen http://aleviler.forumieren.de

Nach oben Nach unten

Re: Iskenceyle Ilgili Diger TCK Maddeleri 1.Bölüm

Beitrag  Gesponserte Inhalte


Gesponserte Inhalte


Nach oben Nach unten

Nach oben


 
Befugnisse in diesem Forum
Sie können in diesem Forum nicht antworten